Netflix, HBO ve Amazon savaşı altında ezilecek ulusal kanallar

Screen Shot 2016-05-18 at 15.45.58

 

İstediğini istediği zaman, reklamsız seyretmenin tadına varmış yazar diyor ki… Bütün ulusal kanalların farkında olması gereken bir tehlike artık ufukta falan değil yanı başlarında! Belki yarın olmayacak bu evrim, belki yarın ulusal kanallar dizi çekemez ya da çektikleri diziler seyredilmez olmayacak… ama bu önü kesilemez bir evrim. Beğenin ya da beğenmeyin, ayak uyduramazsanız size hayatta başarılar dileyecek olan biz değil seyirciler olacak.

streaming

Çok net bir durum var ortada, ayda 8-9 dolara koskoca bir Netflix dünyası açılıyor önüme, reklam yok ve ulusal kanallardan çok daha iyi programlar seyrediyorum. HBO, Amazon, Hulu derken düyanın dört bir tarafında paralı kanalların gücü her geçen gün artıyor. Artık Game of Thrones’lar, House of Cards’lar, Dare Devil, Silicon Valley ve Orange is the New Black konuşuluyor… Bu işin gidişatı belli, izleyici reklam seyretmek istemiyor dolayısı ile dizileri internetten indiriyor, dizipub ve benzeri sitelerden alt yazılı seyrediyor. Bu sadece yabancı diziler için geçerli sanmayın, yerli dizilerin resmi ya da gayri resmi sitelerden ne kadar çok izlendiğine bakmanız yeterli. Altyazı.com ve Youtube rakamları söylediklerimi doğrulayacaktır.

YIS-640x426

 

Bu gidişatın sonu ne mi olacak? Ben size bir resim çizmeye çalışayım; bir yerli dizinin ağırlıklı olarak reklamsız olan internet mecralarından seyredilmesi demek televizyon kanalının reklam gelirlerini sarsar, kanallar prodüksiyon şirketlerine bölüm başına verilen paralarda indirime gider, prodüksiyon şirketleri de aynı şeyi yönetmen, senarist, oyuncu ve set çalışanlarına yansıtır. Bu özellikle yönetmen ve oyuncular için kabul edilir bir durum olmaz ve ulusal kanallarda yayınlanan diziler “büyük isimlerle” çalışamaz olurlar. Dolayısı ile izleyici, büyük isimleri bulamadığı dizileri seyretmez olurlar… reklam gelirleri bu kısır döngüde daha da düşer.

TV-the-end3

İş bu şekilde, diğer ülkelerde olduğu gibi, cereyan edince “televizyon” eko sistemi yine aynı gelişmiş batı ülkelerinde olduğu gibi evrimleşir. Bunun iki bilemedin üç sonucu olabilir, ya Netflix, HBO gibi yabancı platformlar yerli prodüksiyonlara da girişir. Bkz: İspanya’ya sipariş edilen ilk “yerel” Netflix Original dizi, hem de dizi İspanya’nın normlarına göre kısa olan 50 dk sürecek. Tanıdık bir senaryo mu? Ya da bizim VOD sistemlerimiz gibi hantal olmayacak yeni nesil teknoloji şirketlerinin Netflix muadili şirketler kurması piyasayı silkeler, olaylar gelişir.

TheEndofTelevisionAsWeKnowIt_logo

Anlayacağınız bunlar ulusal kanalların ve tekelleşme yüzünden yerinde sayan, sadece tutmuş dizi ve programları satın alan platformların sayılı günleri olabilir. Nitekim, şu an yerli Netflix seyircisinin en büyük şikayeti olan “Türk Netflix dükkanında yeterli içeriğin olmaması” durumu Netflix’in varolan anlaşmalarının bitmesi ile çözüme ulaşacak. Bu da bahsi geçen hantal platformların elinde avucunda ne varsa buharlaşmasına neden olacak. Artık tutmuş eski dizilerin bile tekrarlarını yayınlayamayacak hale gelecekler. Hayırlısı.

Nisan N’oluyo’da nasıl geçti? Televizyonun nabzı burada atıyor…

Nisan’da N’oluyo’da n’oldu? Bu rapor sadece N’oluyo platformunda olup bitenlerin değil Türk televizyon izleyicisinin izleme alışkanlıklarını ve hangi dizilerin yükselişte hangilerinin düşüşte olduğunun resmini çiziyor.

Nabız Nisan

Yerli ve yabancı dizilerin, kesişen kümeleri de olsa, farklı hedef kitlelere ulaştığını düşünürsek kendi kulvarlarında yarışmaları gerektiğini düşünüyoruz.

N’oluyo’da yabancı dizilerin durumu şöyle;

Untitled-3

En çok takip edilen yabancı diziler:

1- Game of Thrones
2- The Walking Dead
3- Flash
4- Teen Wolf
5- Arrow

Untitled-2

En çok “chekc-in” olunan yabancı diziler:

1- Game of Thrones
2- The Walking Dead
3- Flash
4- Teen Wolf
5- Arrow

Untitled-1

En çok “hatırlatma” kurulan yabancı diziler:

1- The Walking Dead
2- Flash
3- Game of Thrones
4- Arrow
5- Teen Wolf

Nisan’da yabancı dizilerde her kategoride ilk beş Game of Thrones, The Walking Dead, The Flash, Teen Wolf ve Arrow’dan oluştuğunu görüyorsunuz. Burada Walking Dead’in izleyicilerini son derece sinirlendirerek sezon finali yaptığının, GoT’un ise Nisan sonunda 6. sezona uzun bir aradan sonra gümbür gümbür start verdiğini gözardı etmemek lazım. Bu iki dizi yükselirken Teen Wolf, Arrow ve Flash gibi fantastik/süper kahramanlı gençlik dizilerinin her daim ilk 5’te kendilerine yer bulması da gözlerden kaçmamalı. Nisan ayında ilk 5’teki yerini kaybeden tek dizi Vampire Diaries oldu. Walking Dead’in 6. sezonunu sadık seyricisini küplere bindirerek bitirmesiyle Mayıs ve Haziran aylarında ilk 5’teki yerini kaybedeceğini varsayıyoruz… yerine hangi dizinin geleceği ise merakımızı cezbediyor.

Yerli dizilerin ise N’oluyo’da çok daha çekişmeli bir yarışta olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim işin içine diziler dışında Survivor gibi yarışmalar da girince iş iyice kızışıyor.

görsel4

En çok takip edilen yerli işler:

1- Survivor
2- Kiralık Aşk
3- Tatlı İntikam
4- Hayat Şarkısı
5- Kısmetse Olur

görsel1

En çok “chekc-in” olunan yerli işler:

1- Kiralık Aşk
2- Survivor
3- Tatlı İntikam
4- Güneşin Kızları
5- Poyraz Karayel

görsel2

En çok “hatırlatma” kurulan yerli işler:

1- Survivor
2- Kiralık Aşk
3- Hayat Şarkısı
4- Güneşin Kızları
5- Kısmetse Olur

Bu listelerde en büyük değişiklik Tatlı İntikam’ın yayına girmesi ile kazandığı ivme. 4 haftalık yayn hayatında son derece hızlı şekilde kendisine hem reyting pastasından büyük bir parça kaptı hem de izleyici kitlesini büyüttü. Kiralık Aşk ve Survivor’un yaz arasına girmesi ile izleyicisini ve N’oluyo içerisindeki kitlesini arttırması son derece güçlü bir ihtimal. Listede göze batan bir diğer dizi ise Güneşin Kızları, dizi final yapmış olmasına rağmen hala ilk 5’te kendisine yer bulabiliyor. Eh iptal olmaması için atılan milyonlarca tweet de düşünüldüğünde neden iptal edildiğini merak etmeden duramıyoruz… Kısmetse Olur’un da izleyiciyi nasıl esir aldığı, nasıl güçlü bir sosyal medya potansiyeli olduğunu listeye girebilen tek gündüz kuşağı işi olmasından anlayabilirsiniz…

İkinci ekran neden potansiyeline hala ulaşamadı?

IMG_0265x

 

“İkinci ekran” kavramı son 3-5 senelik dönemde sürekli duyduğumuz, markaların ağzının suyunu akıtan ve hala neredeyse hiç bir marka, ya da uygulamanın sağlıklı şekilde “kapitalize” edemediği bir trend. Televizyon izlerken dizüstü, tablet ya da telefon kullananların oranının %85’lere ulaştığı günümüzde ikinci ekranın gücünü ikinci plana atmak riskli bir strateji değil de nedir?

Bir çoklarının denediği fakat kavramın tam olarak nasıl şekillendiğini anlayamadan üretilen ürünlerin, kampanyaların, promosyonların tepetaklak olduğu ikinci ekran aslında potansiyeli dipsiz kuyu olan ve sahiplenilmeyi bekleyen bir pazar.

İkinci ekran statejilerinin en önemli eksiklerden birinin, trend’in nereden, nasıl doğduğunu, kullanıcıların hangi ihtiyaçlarına cevap olduğunun derinlemesine anlaşılamamış olması. İkinci ekran bir pazarlama terimi değil, marka stratejistlerinin uydurduğu, gökten indirdiği bir olgu değil. Tamamen tüketicinin (a.k.a televizyon izleyicisinin) kendi kendine oluşturduğu bir trend. Bu trend’i doğuran ise, kullanıcıların “sıkıcı” televizyon içeriği yüzünden ikinci bir ekrana kayma isteğinin doğması. Uzun reklam araları, kalabalık seyredilen dizinin izleyicilerin bir bölümünü sıkması, dizi sürelerinin 2,5 saate çıkmasıyla uzayan sahnelerle izleyicinin aynı anda iki içeriği tüketmeye itilmesi…

İkinci bir neden ise linear ilerleyen televizyon içeriğinin aslında kullanıcının ağaç dalları gibi yayılan düşünce akışını doyuramıyor olması. Örnek vermek gerekirse dizi içinde geçen bir referansın, esprinin her kullanıcı için doyurucu derinliğe inememesi ve izleyicinin bir kavramı ya da kelimeyi google’layarak konuyu daha iyi anlamaya çalışması. Dolayısı ile ikinci ekranı bir bilgi kaynağı olarak kullanması. Bunu sadece Wikipedia’dan terim okumak olarak görmeyin, bahsi geçen gönderme hakkında diğer izleyiciler ne demiş merak edip okumaktan, ilgili videoları izlemeye kadar giden geniş bir spektrumu var bunun.

Bu iki içgörüyü gördükten sonra farklı içerik sahiplerinin, yayıncı ve yapımcıların televizyon içeriklerini destekleyecek, izleyicileri içeriğe daha kapsamlı bir şekilde bağlayacak bir mobil ekosistem yaratmaya çalışmaları çok doğal gözüküyor. Bu kadar güçlü içgörüler ve doğal olarak izleyiciler tarafından oluşturulan bir trend varken neden ikinci ekran işi alıp götüremedi? İşte bunun 4 nedeni…

1- Piyasaya sürülmüş ürünlerin izleyici ihtiyaçlarını tatmin edemiyor olması…

Varolan ikinci ekran trend’ini en çok besleyen içgörünün “sıkılma” olduğu gerçeğini gözardı edemeyiz. İzleyicilerin büyük çoğunluğu ekrandaki içerikten sıkıldığında telefonuna dönüyor. Eh şimdiye kadar gördüğümüz denemelerin hepsi, televizyon ve mobil cihaz içeriğini sync etmek üzerine yoğunlaşmış gözüküyor. Halbuki yapılması gereken televizyon deneyiminin yüceltilmesi, daha eğlenceli ve enteresan bir hale getirilmesi. İnsanlar zaten televizyondaki içerikten ilgileri dağılıp mobil cihazlara dönüyorlar. Aynı içeri orada görmeyi kim ister?

2- İkinci ekranı birinci ekran yapmaya çalışmak…

Televizyon tecrübesi son derece kolay, alışılmış ve kanıksanmış bir aktivite. Gördüğümüz bir çok ikinci ekran demesi, bu aktiviteye ayak uydurmaya çalışmak yerine bu aktiviteden rol çalmaya çalışıyor. Bir çok şeyi birlikte yapmaya çalışıyorlar. Aslında yapılması gereken şey, kolay ulaşılabilen, çabuk tüketilebilecek ve en önemlisi eğlenceli içerikler sunabilmek. Bu içeriklerin reklam aralarında ya da televizyondaki programın momentumunu kaybettiği kısa sürelerde tüketilmesi gerektiği unutuluyor.

3- Varolan bir eko-sisteme entegre olmak yerine tek başına savaşmaya çalışmak

Bir çok araştırmanın da kanıtladığı gibi, kullanıcılar sayısız uygulama indirmelerine sürekli kullanılan uygulamalar arasına girebilen uygulama sayısı sadece 4-5 tane… dolayısı ile sadece kendi içeriğini yayınlayan uygulamalar işi standart bir kullanıcı için fazla fragmante ve komplike hale getiriyor. Kullanıcı için her ihtiyaç için farklı bir uygulama açmak son derece zorlaştırılmış bir tecrübe haline geliyor. Halbuki televizyon içeriğinin tek bir yerde toplanmış hali herkes için çok daha güçlü bir çözüm. N’oluyo’da ulaşılmak istenen de aslında tam olarak bu. İster yerli ister yabancı dizi ya da yarışma programı izleyicisi olsun, kendisi gibi binlerce kullanıcının olduğu bir eko sistemde olmak kullanıcı için çok daha kolay ve tatmin edici… Dolayısı ile markalar ve içerik sahipleri için de diğer markaların ve içerik sahiplerinin bir arada olduğu bir sistem içerisinde öne çıkmak, sivrilmek çok daha güçlü bir çözüm. Aynen tüm iskemle imalatçılarının aynı sokakta birleşip arasta oluşturmaları gibi…

4 – İçerik sahiplerinin (yayıncı ve yapımcıların) ikinci ekrana katkıları

Şu an televizyon dünyasında program ön planda, doğal olarak… İkinci ekran içerikleri her zaman dizi çekildikten, yarışma kaydedildikten ve yayına hazır hale geldikten sonra düşünülmeye ve üretilmeye çalışılıyor. Yaratıcı süreçte ikinci ekran ikinci plana atılıyor. Dolayısı ile bu cins bir izleme tecrübesine uygun içerik çıkartmak son derece zorlaşıyor.

Örnek vermek gerekirse, seyrettiğiniz dizi ya da filmin interaktif şekilde düşünülerek çekildiğini düşünün… İkinci ekran uygulamanız ile farklı hikayeler izleyebileceğinizi, izlediğiniz içeriğin kaderini sorulara verdiğiniz cevaplarla değiştirebileceğinizi hayal edin. Gerçek ikinci ekran tecrübesi işte böyle bir şey…